CİZRE’DE KEYFİ SİVİL KATLİAMLARININ DETAYLARI
Haberler / 25 Temmuz 2016 Pazartesi Saat 12:41
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İnsan Hakları İzleme Örgütü 11 Temmuzda yaptığı açıklamada, Cizre ve Sur’da sivil halka yönelik uygulanan kitlesel hak ihlallerinin bağımsız ve tarafsızca soruşturulmasının hükümet yetkililerince engellendiğini belirtti. Sivillere yönelik kanun ve ahlak dışı infazlar, zorunlu yerinden etmeler ve halkın mülküne karşı keyfi tahribat gibi ihlallerin araştırılması için hükümetin bir an önce koyduğu engelleri kaldırması gerektiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü 11 Temmuzda yaptığı açıklamada, Cizre ve Sur’da sivil halka yönelik uygulanan kitlesel hak ihlallerinin bağımsız ve tarafsızca soruşturulmasının hükümet yetkililerince engellendiğini belirtti. Sivillere yönelik kanun ve ahlak dışı infazlar, zorunlu yerinden etmeler ve halkın mülküne karşı keyfi tahribat gibi ihlallerin araştırılması için hükümetin bir an önce koyduğu engelleri kaldırması gerektiği belirtildi. İnsan Hakları İzleme Örgütünün yanı sıra ‘Uluslararası Af Örgütü’ ve ‘İnsan Hakları için Doktorlar’ örgütlerinin de yasaklar kaldırılmasına rağmen çatışmanın yaşandığı şehirlerde halka ulaşımına izin verilmediğine dikkat çekildi. Görüşmeler Cizre Kaymakamlığının izni olmaksızın yapılamayacağı dayatılarak engelleniyor. Hukuksuz kısıtlamalara rağmen Mart ayının başında ve Nisan ayının ortasında Cizre'de bir araştırma yürütüldü. Araştırmacılar, mağdurlar ve tanıklarla, avukatlarla ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile görüştüler.

Cizre’de Keyfi Sivil Katliamlarının Detayları

İnsan Hakları İzleme Örgütü, öldürüldüğü belirlenen 66 sivilden aralarında üç aylık bir bebek ile 13 ve 11 yaşlarında iki çocuğun da bulunduğu sekizini ayrıntılı bir şekilde belgelendirdi. Bu ölümlerin gerçekleştiği koşulların, yerlerin ve tanık ifadelerinin tamamı, güvenlik güçlerinin bu sivilleri aktif çatışma bağlama dışında öldürdüğüne işaret ediyor.

Miray İnce ve Ramazan İnce

Akrabalarının İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne anlattıklarına göre, 25 Aralık günü Sur mahallesinin barikat kurulmamış ve silahlı grupların faal olmadığı bir bölgesinde, güvenlik güçleri 3 yaşında bir bebek olan Miray İnce'ye ve onun 82 yaşındaki büyük dedesi Ramazan İnce'ye ateş açtı ve öldürdü.

Ramazan İnce'nin oğlu, Abdurrahman İnce (61) şunları anlattı:

“Kardeşim Hasan'ın torunu Miray Bebek teyzesinin kucağında avludaki merdivenlerden aşağı inerken, askerin keskin nişancı ve zırhlı araçlar yerleştirdiği karşıdaki tepeden üzerlerine ateş açıldı. Miray'a bir mermi isabet etti. Önce öldü zannettik ama sonra ağlamaya başladı biz de onu hastaneye götürmek için 155'i (polisi)  aradık. Polis imdat bize elimize beyaz bir bayrak almamızı ve iki erkek bir kadın olarak ambulansa gitmemizi söyledi. Biz de aynen bize söyleneni yaptık.

Kardeşim Hasan, karısı Rukiye ve babam Ramazan ellerindeki beyaz bayrağı sallayarak, Miray Bebek'le yola koyuldular. Aldığımız bütün önlemlere ve bize verilen güvencelere ve polise açık bilgi vermemize rağmen, babam Ramazan'a ve Miray Bebek'e güvenlik güçlerinin yerleştiği tepeden yine ateş açıldı. Onlara ulaşamadık ve 155'i bir daha aradığımızda, polis iki yaralı şahsın bizim akrabalarımız olup olmadığını sordu, ama neden bahsettikleri konusunda en ufak bir fikrimiz bile yoktu zira bizim 200 metre kadar uzağımızda vurulmuşlardı ve onları göremiyorduk. Kardeşimin karısı da açılan ateşte yaralandı. Nihayet bir Milletvekili, Faysal Sarıyıldız, onlara bir ambulans getirebildi ama babam da Miray Bebek de ölmüştü. Babam bir kaç saat daha yaşadı ama sonra Adana'da hastanede öldü.

Polis ortamın güvenli olduğunu söylediğinde bile güvenlik güçleri ateş etmeye devam etti.”

Yusuf Akalın, Büşra Yürü ve Dilan Akalın

14 Ocak günü Dağkapı mahallesine atılan havan mermileri biri 13 yaşındaki Yusuf Akalın, diğeri de onun 11 yaşındaki kuzeni Büşra Yürü olmak üzere iki çocuğu öldürdü, Yusuf'un 10 yaşındaki kardeşi Dilan Akalın da ağır yaralandı.

Büşra'nın babası, 42 yaşındaki inşaat işçisi Mehmet Yürü şunları anlattı:

“Bizim sokağımız, Mirabdal Sokağı, doğrudan mezarlığa bakıyor ve onun arkasında da, Cizre Devlet Hastanesi'nin solunda Şahin Tepesi yükseliyor. Bizim buralarda hendek veya barikat yoktu. Bu nedenle akrabalarımız sokağa çıkma yasağının ilk gününde Sur mahallesinin çok sayıda hendeğin bulunduğu bir bölgesinden buraya gelmişlerdi. 14 Ocak günü, saat öğlenden sonra bir veya bir buçuk civarlarında, evimizin dış kapısına havan topu atışı yapıldı, çocuklar da kapının hemen arkasında oynuyordu. Metal dış kapıda büyük bir delik açıldı ve yanımızdaki binanın metal kepenklerinde de delikler var.

Havan mermilerinin Şahin Tepesi istikametinden geldiğini sanıyorum, orada askeri pozisyonlar vardı, tankları ve zırhlı araçları buradan görebiliyorduk. Yeğenim Yusuf ve kızım Büşra hastanede öldü. Yeğenim Dilan kötü yaralanmıştı, ama şimdi iyileşme yolunda.

Çocukları toprağa verdikten sonra Kızıltepe’ye taşındık ve herkes de bu bölgeye geldi.”

Halil ve Nihat Sömer

7 Ocak günü iki kardeş, şöför olarak çalışan 41 yaşındaki Halil Sömer ve Orman Bölge Müdürlüğü'nde çalışan 22 yaşındaki Nihat Sömer, Şahin Tepesi veya Cizre Devlet Hastanesi istikametinden açılan bir ateş sonucu, vurularak öldürüldüler.

Kız kardeşleri, 37 yaşındaki Asiye Sömer, İnsan Hakları İzleme Örgütü'ne şunları anlattı:

“Bizim Dağkapı mahallesinde barikat veya hendek yoktu.

7 Ocak günü akşam üzeri saat 7 sularında evdeydik. Nihat telefonla konuşuyordu ve cep telefonu orada daha iyi çektiği için sokağın başına gitmişti. Şahin Tepesi doğrudan bölgeye bakıyor ve solunda da Cizre Devlet Hastanesi var. Ben pencereden bakıyordum, o sırada biri ‘Nihat vuruldu’ diye bağırdı ve ben de ağabeyim Halil'le birlikte onu almak için dışarı fırladım. Şahin Tepesi'nden veya hastane istikametin ateş ediliyordu, dolayısıyla Nihat'a ulaşamadık. Bütün komşular da dışarıdaydı ve Halil kendini yere atıp, Nihat'ı almak için ona doğru sürünmeye başladı. O bunu yaparken meğerse o da vurulmuş, bunu önce farketmedik. Nihat'a ulaşmaya başarmış, ama vurulmuş.

Komşular 112'yi arayıp ambulansı çağırdılar, ama onlara ambulansın gelemeyeceği söylenmiş. Bir milletvekilini, Faysal Sarıyıldız'ı aradık, o da belediyeden bir ambulans yolladı. O sırada çok yağmur yağıyordu ve ateş de devam ediyordu, dolayısıyla ambulans o ikisine varana dek bir iki defa geri dönmek zorunda kaldı.”

Abdülhamit Poçal, Selman Erdoğan ve Diğerleri, Şah ve Cudi Mahalleleri

İnsan Hakları İzleme Örgütü 20 Ocak günü öğlen vakitlerinde, Halkların Demokrasi Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız öncülüğünde, aralarında yerel belediye meclisi üyelerinin, belediye çalışanlarının ve  gazetecilerin de bulunduğu bir grup sivile güvenlik güçlerince ateş açılması olayına tanık olmuş beş kişiyle de görüştü. Ellerinde beyaz bayraklar taşıyan 30 kişilik grup, Şah Mahallesindeki belediye binasından çıkarak, Cizre'nin ana caddelerinden biri olan Nusaybin caddesini geçerek, Cudi Mahallesine, oradaki ölü ve yaralıları almaya gidiyordu. Sarıyıldız bu adımı atmaya, ambulansların yaralılara ulaşmasının veya ölüleri almasının engellendiğine yönelik haberler geldikten sonra karar verdiklerini anlattı:

“Cizre Kaymakamını cep telefonundan defalarca aradım, ancak açmadı. Ben de ona kısa mesaj atarak bir grup insanla birlikte Cudi mahallesine ölü ve yaralıları almaya gideceğimizin bilgisini verdim. Elimizde beyaz bayraklar vardı ve gün ışığında ilerliyorduk. Güvenlik güçleri bizi gördü ve bize müdahale etmeden geçmemize izin verdi. Çok sayıda ölü ve yaralıyı topladık ve tam geri dönüyorduk ki bize ateş açtılar.”

42 yaşındaki Cizre belediye meclisi üyesi ve o dönemde Belediye Başkan vekili olan Selahattin Ecevit de grupla birlikteydi:

“Biz, aralarında Faysal Sarıyıldız, belediye meclisi üyeleri, belediye başkan yardımcısı ve bazı başka insanlarla birlikte ölü ve yaralıları almaya gittik ve onları iki el arabasına koyduk. Faysal kaymakama haber vermişti. Nusaybin Caddesinde yürürken elimizde beyaz bayraklar vardı ve zırhlı araçlardaki güvenlik güçleri bizi rahatça görebilecek durumdaydı. Nusaybin caddesinden geri dönerken, güvenlik güçleri aniden ve hiç bir uyarıda bulunmadan, Dörtyol istikametindeki zırhlı araçlardan birinden bize ateş açtı.

Herkes sağa sola kaçıştı, bazıları geriye Cudi'ye doğru, bazıları Sur'a doğru kaçtı, bazıları da caddeye düştü. Ben sol ayağımdan vuruldum. Başka vurulanlar da oldu. Belediye Meclisi üyelerimizden Hamit Poçal aldığı yaralar nedeniyle öldü. Tanımadığım, adının Selman Erdoğan olduğunu öğrendiğim başka bir adam daha öldü. Faysal ağır yaralılar için Belediye ambulansını çağırdı. Biz Faysal'la caddenin karşısındaki bir eve sığınmayı başardık ve üç saat orada mahsur kaldık. Faysal Kaymakamı arayıp duruyordu, ama o ısrarla açmıyordu.

Faysal nihayet Ticaret ve Sanayi Odası başkanı Süleyman Çağlı'nın kaymakamı aramasını ve mesajı iletmesini sağlayabildi. Bir kaymakamın bir milletvekilinin acil telefonlarını görmezden gelmesi çok ayıp bir şey. Belediye ambulansı ancak saatler sonra geldi. Onu çağırdık çünkü çağırmak istediğimiz devlet ambulansı bölgede çatışma olduğu ve çok riskli olduğu gerekçesiyle gelmedi.  Devletin Anadolu Ajansı bu olayın haberini çıkan çatışmada üç terörist öldürüldü ve dokuz terörist de yaralandı şeklinde verdi. Oysa ortada çatışma filan yoktu.

Belediye ambulansı önce ağır yaralıları topladığı, sonra da polis tarafından durdurulup arandığı için bize çok geç ulaştı. 

Sol ayağımdaki bütün kemikler parçalanmış, Batmanda hastanede sekiz gün yattım ve hala (olaydan iki ay sonra) yürürken büyük güçlük çekiyorum.”

Grupla birlikte olan IMC TV kameramanı Refik Tekin de bacağından yaralandı ancak yine de olayı filme almayı başardı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, daha sonra bir açıklama yaparak Tekin'in vurulmasını kınarken, medyaya getirilen kısıtlamalar ve güneydoğudaki gelişmeler ile ilgili daha kapsamlı kaygılarını da dile getirdi.

Tekin şunları anlattı:

“HDP milletvekili Faysal Sarıyıldız ile birlikte  Cudi mahallesinden  ölüleri ve bir kaç da  yaralıyı almak için bir grup olarak oraya gittik. Elimize beyaz bayrak taşıyorduk. Grupta benimle birlikte Dicle Haber Ajansından bir meslektaşım da vardı. Nusaybin Caddesini geçerken caddenin iki başında tankların ve zırhlı araçların olduğunu gayet net bir şekilde görebiliyordum.

Ölülerin bulunduğu Cudi'ye girdik. Başka bir yoldan mahalleden çıktık ve yeniden Nusaybin Caddesine girdik. Yolda her yanda tanklar ve zırhlı araçlar vardı.

Sonra birden silah sesleri duyuldu. Önceleri mermiler hemen başımızın üzerinden, çok yakından geçiyordu, dolayısıyla insanlar eğilerek mermilerden kaçmaya çalıştı, ama iki saniye sonra üzerimize yaylım ateşi açtılar. Ateş yolun doğu tarafından [Dört Yol istikametinden] tek yandan geliyordu. Birden bire insanlar yere düşmeye başladı. Ben bacağımda bir yanma hissettim ve yere düşüp sürünmeye başladım. Her yerde kan vardı, insanlar yerlerde yatıyordu. Film çekmeye devam ettim.

Bir ambulans ve bir de cenaze arabası geldi. İkisi de Belediye'ye aitti. Onları Milletvekili çağırmış ve Belediye binası da beş yüz metre ileride olduğundan hemen gelebilmişler. Ambulanslar olay yerine geldiğinde, ateş durdu. Eğer ambulanslar gelmeseydi ne olurdu bilmiyorum. Sanırım hepimizi oracıkta öldürebilirlerdi. Açılan ateşte iki kişi öldü. Yaralılardan bazıları cenaze arabalarına konmuş, çünkü çok ağır yaralılarmış. Ben de, başka iki yaralıyla birlikte bir ambulansa kondum.

Ambulans vali yardımcılığı binasının yakınında durduruldu. Ben de dahil, herkesi ambulanstan indirdiler ve darp etmeye başladılar. Ambulans şoförünün de taşıttan inmeye zorlandığını görebiliyordum. Bir duvara yaslanmış ayakta duruyordu ve polisler de ona vurup küfür ediyordu. "Neden bizden izinsiz oraya gittin? " diye soruyorlardı.

Ben polise basın mensubu olduğumu söyledim ve basın kartımı gösterdim ama onlar yine de bana vurmaya devam etti.

Bir polis beni ambulans boyunca sürükledi. Yaralı olduğumu görüyordu. Polis "bana bakma" diye bağırıp tekmeliyor, bana tekme atarken gözlerimi kapatmamı emrediyordu. Bir ara "hepiniz teröristsiniz, Türklerin gücünü göreceksiniz," dedi. Bu bana çok garip geldi. "Hepimiz bu ülkenin vatandaşı değil miyiz?" diye düşündüm.  Polis bana ağza alınmayacak küfürler ediyor, burada söylemek istemediğim lanetler okuyordu. Kafama ve bacağıma vuruyordu. Ve tüm bunlar vali yardımcılığı binasının önünde oldu. Sonra beni darp eden polis durdu ve yeniden ambulansa binmemi emretti. Ama ben ayağa kalkamadım. Sürünerek gitmeye çalıştım ama sonunda pes edip beni bindirmesi için ambulans şöförüne seslendim.

Cizre devlet hastanesinin önü asker ve özel harekatçı polis kaynıyordu, o kadar çoklardı ki iğne atsan yere düşmezdi. Hepsi telefonlarıyla benim resmimi çekti ve onlar resim çekip, bağırıp küfrederken biz ambulansta bekletildik. Sanki o vakit polislere ve askerlere moral olsun diye özel olarak ayrılmış gibi geldi bana, eşe dosta "teröristleri yakaladıklarını" gösterebilsinler diye...  Böyle beş altı dakika geçti, ancak ondan sonra beni bir tekerlekli sandalyeye oturttular.

Beni tekerlekli sandalye ile askerlerin önünden geçirirlerken, askerler kafama sertçe vurmaya başladı. Bana erişebilen herkes kafama vurdu. Küfür ediyor ve "hepinizi bitireceğiz," "hepiniz teröristsiniz," "'Türklerin gücünü göreceksiniz" gibi şeyler söylüyorlardı. Ambulanstan hastane girişine kadar tüm yol boyunca bu böyle sürdü.

Ben hastanedeyken polis benim hakkımda ‘terör örgütü üyesi’ olduğum gerekçesiyle bir soruşturma başlattı. 20 Ocak olaylarının hemen ardından Anadolu Ajansı yaptığı haberde benim ‘terörist’ olduğumu söyledi. Hastaneden taburcu olduktan sonra, Mardin'de terörle mücadele şubesinde sorgulandım, ama Cizre'deki savcı hakkımda takipsizlik kararı verdi. Mardin'de ifade verdiğimde savcıya, iki resmi suç duyurusunda bulunmak istediğimi söyledim: Biri bize ateş açanlar hakkında, diğeri de beni darp edip, bana küfür eden polis memuru hakkında. Şu ana kadar her iki vakayla ilgili olarak da ifade vermeye çağrılmadım ve bildiğim kadarıyla soruşturmada herhangi bir ilerleme kaydedilmiş değil.

Berken Sipan

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info - www.navendalekolin.com

Parveke

TAGS(ETIKETLER): CIZRE  DE  KEYFI  SIVIL  KATLIAMLARININ  DETAYLARI  

Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.