Cemal Şerik
Almanya, Bir Kez Daha TC’nin Santajlarına Teslim Boyun Eğmiştir
24 Şubat 2018 Cumartesi Saat 09:04
Verilen bu cezaların açıklaması ile arasında olan saat farkı ile de bir başka mahkeme ise onlar gibi bir gazeteci olan bir seneyi aşkın bir süredir iddianamesiz bir şekilde tutuklu bulunan Alman vatandaşı Deniz Yücel hakkında tahliye kararı verdi.

Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan hakkında verilen “ağırlaştırılmış mühebbet” hapis cezaları gerek içerde gerekse de uluslararası alanda tartışmalar yaratırken, tepkiyle karşılandı. Aynı şekilde Deniz Yücel’in tahliyesi de Almanya Hükümeti tarafından “olumlu” karşılanmış olsa da beraberinde tartışmalar yarattı.

Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mehmet Altan Türkiye ve uluslararası alanda tanınan gazetecilerdir. Görüşlerine katılmayabiliriz, eleştirilerimiz de olabilir. Ama bu her üç gazeteci hakında verilen bu “cezaları” hiçbir şekilde meşru olarak kabul etmek ve olumlamak mümkün değildir. Hatta bunun Türkiye’de ve uluslararası hukukta yerinin olduğu da belirtilemez.

Aslında bu yönüyle verilen bu “cezalar” ile bir kez daha Türkiye de yürürlükte olan Anayasa ve Hukuk kuralları bir kenara itilerek suç işlenmiştir ve bu “cezaları” veren mahkemeler de meşruluğunu tamamen yitirmişlerdir. Özellikle de bugün TC devletini yönetenlerin yürürlükteki anayasayı kabul etmediklerini açıkça dile getirdikleri ve her gün anayasa suçu işledikleri bir süreç içerisinde bunlar gerçekleşmiştir.

Türkiye’de bugün devleti yönetenler ve yargıçlar her fırsatta “hukuk devletinden”, “yargı”, “yasama” ve “yürütme” arasındaki “kuvvetler ayırımından” bahsetmektedirler. Buna rağmen Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan hakkında “ağırlaştırılmış mühebbet” cezası verirken de kararlarının bunlara dayanarak aldıklarını açıklamışlardır. Oysa, almış oldukları bu karardan bir süre önce; Mehmet Altan ve onun gibi bir gazeteci olan Şahin Alpay hakkında Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu kararı tanımamışlar ve ceza evlerinde tutmaya devam etmişlerdi. Bunu yaparken de, bugüne kadar olmadığı bir şekilde yargıyı en üst düzeyde temsil eden, Anayasaya karşı sorumlu olan ve kararlarının gerekçesi resmi gazatede yayınlanması ile birlikte uygulamaya konan yasama ve yürütmenin almış olduğu kararlara itirazların yapıldığı ve anayasaya ne kadar uyumlu olup-olmadığının kararlarının verildiği bir mercinin almış olduğu kararın gereklerini yerine getirmemişlerdir.

Kuşkusuz burada hiçbir şekildr kabul edilebilir yanı olmayan, yürürlükte olan anayasayı ve hukuku savunduğumuz anlaşılmamalıdır. Elbette bunlara karşı mücadele içerisinde de olunmalıdır. Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ında bu konuda görüşleri vardır ve bu konu da Nazlı Ilıcak’ın muhafazakar düşünce yapısına sahip olduğu bilinmekte ve bir dönem Refah Partisin de milletvekillik görevinde bulunmuştur. Yine daha önce yürürlükteki anayasayı hazırlayan 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbesini gerçekleştirenler tarafından tutuklanarak “ceza evine” alınmıştır. Adnan Menderes’in Genel Başkanlığını yaptığı Demokrat Parti’sinin üyesi olan babası da 27 Mayıs 1960 darbesiyle birlikte “ceza evlerine” alınanlar arasında yer almıştır. Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler de liberal bir düşünce yapısına sahip olsalar da kendileri gibi gazeteci- yazar olan Behice Boran Genel Başkanı olduğu Türkiye İşçi Partisinin milletvekillerinden, sol geçmişi ile bilinen Çetin Altan’ın çocuklarıdır. Babalarıyla birlikte onlarda 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 Askeri faşist darbelerinin ağır baskılarını yaşamışlardır.

Ancak bu her üç gazeteci, kendilerinin de karşı oldukları yürürlükteki olan anayasa ve hukuk kurallarına göre, işine geldimi “anayasa” ve “hukuk” kurallarını çok açık bir şekilde ihlal ederek “yaptım oldu” diyen, önce yapan sonra da buna “yasallık” kılıfı hazılayanlar tarafından “yargılanmışlar” ve “ağırlaştırılmış mühebbet” hapis cezasına çartırılmışlardır.

Aynı şekilde Nazlı Ilıcağı, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşleri “cezaevlerine” alarak haklarında ağır hapis verenler Gazeteci Almanya vatandaşı Deniz Yücel’i de tutuklayarak “ceza evinde” tutmuşlardır. Bunu yaperken uydurma gerekçeler dışında her hangi bir yasal dayanak gösterememişlerdir. Onun için neden tutuklamış olduklarının iddianamesini bile hızırlayamamışlardır. Bu şekilde tamamen rehine olarak bir buçuk yıl cezaevinde tutulmuştur. TC devleti hükümetinin başbakanı Afrin işgaline uluslararası alanda destek arayan Bin-Ali Yıldırımın Almanya “ziyareti”nde başbakan Merkel ile aralarında gerçekleşen görüşmede yapılan pazarlık sonucunda serbest bırakılmıştır.

Elbette Deniz Yücel tutuklanarak “ceza evine” konulmasına karşı olmak doğru olan bir tavırdır. Bununla birlikte “ceza evinden” bulunmasına karşı çıkmak ve bir an önce özgürlüğünü istemek te bir o kadar doğrudur. Ancak Almanya hükümet yetkililerinin TC devletinin hükümet yetkilileri ile yapmış olduğu görüşmelerde yapılan pazarlıklar tamamen bunun dışındadır. Tamamen Kürdistan’da yürüttüğü soykırımcı özel-kirli savaşına Afrin işgal saldırısını askeri, siyasal ve mali destek almak içindir.

Almanya devleti bu seferde, çoğunluğu Alman vatandaşlarının yaşamını kaybettiği Aksaray katliamından sonra olduğu gibi, sömürgeci-faşist TC devletinin, santajlarına boyun eğmiş ve onlara kendilerinden istediği desteği vermiştir. Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını da araların da gerçekleştirmiş oldukları bu kirli pazarlığı kamufle eden bir perde olarak kullanmışlardır ve bunu da Deniz Yücel gibi birer gazeteci olan Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan ve Mehmet Altan’a  “ağırlaştırılmış mühebbet” hapis cezasının verildiği bir gün içerisinde gerçekleştirmişlerdir.    

Cemal Şerik

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html