AKP-MHP’NİN SU GÖTÜRMEZ FAŞİZMİ
11 Şubat 2019 Pazartesi Saat 06:02
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Kasım Engin

Hitler faşizmi için yazar, ”Su Götürmez Faşizm,” demiş. 

Dünyada en fazla bilinen ve meşhur olan faşizm, Hitler Faşizmi’dir. Bu faşizmin örnek aldığı faşizm türü ise Pan Türkistlerin uyguladıkları faşizmdir. Hitler faşizmi milyonlarca Yahudi insanını soykırımdan geçirmeden çok önceleri, Pantürkistler 1,5 milyon Ermeni, 400 bin Süryan-Keldanı, Rumları, Çerkezleri soykırımdan geçirmişti. Ve 1925’lerden başlayarak 1938’lere kadar ise Kürtleri soykırımdan bu kez Kemalizm geçirmiştir. Kemalizm’in Pantürkistlerin başka bir versiyonu olduğunu söylemeye gerek bile yoktur.

Hitler Faşizmine pratik uygulamalarında örnek olan, bu faşizmdir.

Hitler Faşizminin bu kadar etkili olmasının bir nedeni, faşizme ve faşizan yapılara karşı kimi çevrelerin gösterdikleri hoşgörü olmuştur. Daha doğrusu, bu faşistlere yaptıkları insanlık dışı uygulamalarına karşı sessiz kalışları olmuştur. Kendilerine sosyalist sıfatı yapıştırsa da, sosyalist ruhun çok uzağında, küçük burjuva ruh haliyle zamanının sosyal demokratlıkları komünistleri faşizme karşı sergiledikleri mücadelede de tek bırakarak, güçlenmelerine hem yol açmış hem de önlerini açmışlardır.

Faşizan yapılar çok güçlü oldukları için tüm Almanya’ya hakim olmamışlardır. Esas olan Antifaşist olduklarını söyleyenlerin Antifaşist cephede yer almayarak, antifaşistleri tek bırakmalarıdır

İkinci Paylaşım Savaşında Hitler Faşizmi 70 milyon insanın yaşamının yitirmesine yol açmıştır. Birinci derecede suçlular bu faşistler olsa da, bu faşistlerle önceleri uzlaşma arayanların da payı az değildir. Yine bu faşistleri Sovyetlerin üzerine sürmek için emperyalist devletlerin Hitler faşizmini desteklemeleri de göz ardı edilemez. Ve tabi Alman burjuvazinin Hitler Faşizmini finansa etmelerinden dolayı da, suçları az değildir.

Su Götürmez bu Faşizm kendi başına hakim olmamıştır. Bilakis faşistlerin onca hakimiyet kurmalarının başka nedenleri de elbette vardır.

Bugün de benzer bir faşizm Türkiye’de yaşanmaktadır. Ne var ki, döngü aynen 90 yıl önceki gibi dönüyor. Faşizm güçlü değildir. Faşistlerin gücü de yoktur. Ancak faşistleri ayakta tutan, faşistlere zemin sunanlar yine 90 yıl öncesi gibi küçük burjuvalardır. Sosyal demokrat olarak geçinenlerdir. Korkakça tutum içerisinde olanlardır. İkirciklikli duruşlardır. Dün karşısında durduğunu söylerken şimdi karşısında boynunu eğenlerdir. Hödlemelere karşı ses çıkarmayanlardır.

Hitler faşizmi 27 şubat 1933 yılında Reichstag’ın yakılmasıyla, o güne kadar sağlayamadığı fırsatı yakalayarak, muhaliflere yönelmişti. Çok ilginçtir ki zamanının komünist partisinin 81 üyesi ve de parlamentonun üçüncü partisidir. Ancak sosyal demokratların destekleriyle önce hızla komünist partinin vekilliklerine el konulmuş, ardından ise 12 kasım 1933 günü yapılan seçimle Hitler yüzde 92’lik oyla hem birinci parti olmuş hem de tek parti olmuştu. Aynen CHP’nin HDP’yi tek bırakması gibi, aynen Kılıçdaroğlu’nun  Erdoğan’ın yanında durması gibi. Erdoğan faşizmi 7 Haziran seçimlerinde önemli oranda gerilerken, 24 temmuzla başlattığı faşizan saldırı ve göz korkutmalarıyla Kasım seçimleriyle yeniden hem güçlenmiş hem de Bahçeli ile tek parti haline gelmişti. Ancak bilelim ki, buna yol açanlar sosyal demokratlar ile siyaseti kısır yürütenler olmuşlardır.

Reichstag yangını yaşandığında Hitler bu yangını, Tanrı’nın bir işareti olarak ele alırken, 15 Temmuz 2016 yılındaki sahte ve düzmece darbeyi de Recep Tayip Erdoğan, Tanrı’nın Lütfu olarak değerlendirmişti.

Dikkat edilecek olursa, Hitler faşizmi ile Erdoğan-Bahçeli faşizmi çok fazla birbirine benzemektedir.

Eğer faşizmi: ”Amacı bir toplumu birlik-beraberlik, ulusal değerler, tarih bilinci, vatan-bayrak-devlet üçlemesi, halkçılık ve devletçilik gibi anlayışların altında bütünleştirmektir” olarak tanımlanacak olursa, bugün Türkiye’de faşizmin alası var demektir.

Bugün Türkiye’de; tüm toplum bir ideolojik etrafında şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu yapılırken bir kişinin etrafında bu yapılmaya çalışılır.

Basın ve yayın kuruluşlarının tümü-ki buna havuz medyası denilmektedir- bu tek tipleştirmenin aracı olarak etkili kullanılırken, buna mesafeli duran basın yayın organları hedeflenerek yasaklanmaları sağlanır.

Tek şeflik bu faşizan yapılarda esastır. Bu faşizan yapılarda milliyetçilik, ırkçılık derken din ve mezhepçilikte etkili bir şekilde kullanılır.

Hitler faşizminde Antisemitiklik öndeyken, Türk tipi faşizmde ise Kürtler günah keçisi ilan edilir. Nitekim Kürtlerin ne kadar kazanımları varsa hedeflenir, taş üstünde taş baş üstünde ise baş bırakılmaması hedeflenir. Dahası Kürtlerin yaşadıkları coğrafyalara başka milletlerden insanlar gönderilerek demograflarıyla oynanmak istenir. Efrin gibi, Maraş gibi ve de Ahlat’ta olduğu gibi.

Hiç şüphe yok ki, tüm faşistlerin ortak bir noktası popülist olmalarıdır. Popülist politikalarla halklar sürü haline getirilmeye çalışılır. Bir yandan bu tür irrasyonel politikalar sergilenirken diğer yandan faşizmin önünde engel olan güçler tümden hedef olarak gösteriler. Söz konusu neredeyse tek direniş odağı olan Özgürlük Hareketi, faşizan yapının tüm imkanları seferber edilerek tasfiye edilmesi hedeflenir.

Böylesi rejimlerde Hukuk Guguk haline getirilir. Yapabilirler ise hukukun tüm kurumlarını ele geçirerek, yaptıkları tüm faşizan uygulamaları hukuka oturturlar. Yapamazlar ise devreye polis ve askeri güçleri devreye girer.

Yapılanların daha etkili olabilmesi için günlük olarak muhaliflerin öldürülmelerinin haberleri eksilmez. Hatta günlük olarak ölüm haberleri, tecavüz haberleri derken karamsarlıklar yayarak, halkın umutları yıkılarak faşizme teslim olmaları sağlanmaya çalışılır.

Bunlar yapılırken milliyetçilikle halka sahte büyüklük duygusu pompalanır. Aç olanlar bile kendi dertlerini bırakarak, faşizan devlet yapısını savunmaya başlarlar. Öyle ki, günlük olarak yaşayamaz olduğu halde ne kadar da büyük bir devlete sahip oldukları duygusunu yaşamaları sağlanır.

Boşu boşuna tüm faşist liderler büyük laflar etmezler. Boşu boşuna milliyetçilikle halkları pohpohlamazlar. Ne kadar da farklı olduklarını boşu boşuna hissettirmezler. Ve boşu boşuna, ”Dünya Beşten Büyüktür,” demezler. Ve tabi boşu boşuna One Minute demezler.

Böyle de olsa faşizm her zaman istediği sonucu alamaz. Alamadığı içindir ki hep direnişçilere yönelirler. Binlercesini hatta yüz binlercesini zindanlara tıkarlar. Bunlar yetmez binlercesini katletmeyi hedeflerler. Bunlar da yetmez bu kez saldırılacak hedefler gösterirler. Hitler, önce Avusturya’yı sonra Çekoslovakya’yı, daha sonra Polonya’yı ve daha sonra ise Sovyetleri hedef göstererek yönelmişti. Erdoğan faşizmi ise önce Kuzey Kürdistan’ı, sonra Güney Kürdistan’ı, daha sonra ise Efrin’i ve şimdilerde ise tüm Rojava’yı hedef göstermektedir. Bunlar biterse bu kez Kerkük ve Hewler hedef olarak faşistlerin önüne verilecektir. Yeni Osmanlıcılık dedikleri zamanının Osmanlısının işgal ettikleri topraklardır.

Çok ilginçtir ki zamanında Hitler faşizmi en fazla destekleyenler silah sanayi ve Almanya burjuvazi olmuştur. Bugün de benzer bir şekilde Erdoğan faşizmini en çok destekleyenler benzer kesimlerdir.

Üstelik bu kesimler faşizan yapılar örgütlenirken, en çok para yardımını sağlayanlar olmaktadır.

Bunun nedenleri elbette bilinmektedir. Faşizmi destekleyerek işçi sınıfının baskılanması sağlanır.

Hitler faşizmi; ”Emekçilerin ellerinden bütün hakları alındı ve grev yapmaları halinde toplama kamplarına kapatılmakla tehdit edildiler. 15 Mayıs 1934 tarihli Nazi yasası işveren değiştirme özgürlüğünü sınırladı. Şubat 1935’te çalışma karnesi uygulaması yürürlüğe sokuldu. Bu belgeye sahip olmayan isçilerin İş’e alınmaları yasakladı.” Erdoğan’ın kameralar önünde işverenlere hitap ederken, işçilerin grevlerini nasıl yasakladığını söylemesini l hatırlayalım.

Faşizan rejimin insanlığa bir hayrı olmayacağı açıktır. Hitler faşizmi ne kadar Almanya’ya hayrı olmuş ise AKP-MHP faşizminin Türkiye’ye o kadar hayrı olacaktır.

Kötünün iyisi olarak Erdoğan’ın faşizan rejimi Türkiye’ye hayrı olmayacağı gibi, Türkiye’nin adım adım gerileceği ve giderek faşizan yapıların da dile getirdikleri gibi, ”Ya İstiklal ya Ölüm” sürecine doğru yuvarlanacağı da açıktır.

Eğer Türkiye’nin bu hale gelinmesi istenmiyorsa, o zaman yapılması gerekli en temel iş, bir an önce geniş bir Anti-Faşist Cephe’yi örmek olmalıdır.

Nazi faşizminin demagogu Goebbels’in;

”Kızıllar önlerindeki büyük fırsatı kaçırdılar. Bir daha bu fırsat ellerine geçemeyecek” dediği söylenir. Bu duruma gelmeden önce Türkiye’nin sosyal demokratları başta olmak üzere, Türkiye’yi seven herkesin bir an önce faşizmi durdurmak için Kürdistan Özgürlük Hareketiyle –hele bir de onca ölüm orucu direnişi gündemdeyken- aynı cepheden aynı ruhla faşizme karşı direniş yolunu seçmenin tam da zamanıdır.

 

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA