ERDOĞAN'IN İSLAM'I YALANA ‘ÖRTܒ İSLAM'I
09 Şubat 2019 Cumartesi Saat 07:21
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Genco Şengalî

Osmanlıdan bu yana Türk egemenleri Kürdistan'da sömürgeciliklerini İslam'ı kullanarak yumuşatıyor, inceltiyor ve gizliyor. Türk iktidarlarının Kürtleri dinle ‘kandırma’ politikalarında tüm süreçlerden farklı iki önemli dönem söz konusu olmuştur; birincisi Osmanlının Abdülhamit dönemi, ikincisi cumhuriyetin Erdoğan AKP dönemi. Aldatılmış Kürtlerden bazılarının Abdülhamit’e ‘baba’ dediğini, günümüzdeyse kimi Kürt çevrelerin AKP'ye üye olması ve oy toplaması bu özel politikalardan ileri geliyor.

İslam’ın kültürel soykırım aracı olarak kullanılması birçok Müslüman Kürt’ün, halen bile kendi kimliğiyle dinini yaşaması ve ibadetini Kürtçe yapması halinde günah işliyormuş gibi bir duyguya sevk edebiliyor. Türk egemenlik sisteminin çoğu özel harp kadrosu ‘din alimi’, Kürtler söz konusu olunca ‘ümmetin tümü kardeştir, İslam ayrımcılığı kabul etmez’ türünde tezlerini ayet ve hadis destekli ileri sürmeye başlarlar. Bu yolla İslam’ın kabul ettiği her halkın kendi dili ve kültürü ile dinini yaşama gerçeğini Kürtler söz konusu olunca tersine çevirmekte sakınca görmezler. Bu sözleri yetmeyince hain kişi, kurum ve cemaatlerden oluşan gurupları devreye koyarlar. Bu da yetmezse yurtsever Kürt Şex, Mele ve Seydalarını katletme kararı verirler. Ne büyük bir paradokstur ki ‘Ümmetin tümü kardeştir’ diyenlerin ağzından ‘büyük Türk milleti’ sözü ise hiç eksik olmaz. Tüm mahlukatı Allah'ın ayetlerinden kabul etmiş bir dine inandığını iddia edenler, Allahtan korkmadan Allah'ın ‘Kürt ayetini’ inkar ederler.

Türk devletinin Kürt halkına düşmanlığını en iyi bilen kesimden biri de Kürt alimlerdir.  Bundandır ki, AKP Erdoğan faşizmi, OHAL  döneminde Kürdistan'da ilk kapattığı kurum Kürt yurtseverlerin kurduğu Din Alimleri Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği (DİAY-DER) olmuştu. Kürt halkının seçtiği belediye başkanları tutuklanıp yerlerine işgal memurları atandığında, bunlar belediyelerin halka kendi dilinde ve kültüründe hizmet için görevlendirdiği yurtsever alim ve seydaları hemen işten attılar. Yurtsever seydaların yerine AKP işbirlikçilerini, ajan ve hainleri belediyeye yerleştirdiler. Kürdistandaki Camiler uzun bir süredir zaten özel harp şubeleri gibi çalışıyor. Erdoğan rejiminin Kürdistan'da görevlendirdiği din adamı kisvesi altındaki kişiler, AKP'nin ‘İslami bir parti’ olduğunu, bilinçsiz kitlelere Erdoğan'ı halife olarak anlatıyor.

AKP'nin soykırım amacına hizmet için kullandığı bir diğer kurumsa Medreselerdir. Medreseler için özellikle Hüdapar’dan yararlanmak istiyor. Bunun için Hüdapar’a belli imkanlar sunduğu biliniyor. Hüdapar’ın yerel seçimlerden AKP lehine çekilmesinde bu ve benzer desteklerin etkisi olduğu tahmin ediliyor. Bu medreselerde Kürt İslam kültüründe saptırmaya, medrese yurtseverliğini bozmaya çalışıyorlar.

Türk devleti 15 temmuz darbe girişiminden sonra Kürdistan'da onlarca vakıf açmış. Vakıf ismini kullanarak din hizmeti adı altında Kürdistan'da ajanlarını halkla doğrudan temas edecek tarzda yerleştirmiştir. Başında bu ajanların olduğu vakıflar, yurt açıyor, Kürt halkının değerleriyle oynuyor, Kürtlerin birliğini bozmak için yoğun çalışıyor. Buralarda önce Kürt gençlerini türlü türlü suçlara bulaştırıyorlar. Sonra din adamı abası altında ajanlar, ‘toplum polisleri’ adıyla örgütlendirilmiş özel savaş birimleri ailelere gidip yardım adı altında Kürtleri saflarına çekmeye çalışıyorlar. Üzerinde en çok çalıştıkları kesim ise Kürt özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirmiş gerillaların, tutuklu ve halen gerillada olanların aileleri oluyor. Erdoğan-AKP özel savaş konsepti içinde kullanılan bir diğer Kürt İslami kültürü değeri ise Kürtler içinde bilinen ve saygı duyulan dini önderlerdir. Örneğin Şex Said adını kirli amaçları için sıkça kullanıyorlar.

Görüldüğü gibi Erdoğan ve AKP ile TC devleti sadece Daiş ve Nusra gibi çetelerle Kürtlere saldırmıyor. Kürtler içinde de yurtsever alimlerin hizmetlerini yasaklıyor, yurtsever Kürtlerin ulusal duygularıyla dinlerini yaşamalarını engelliyor, bunun yerine kendi ajanlarına ortam ve ihtiyaç yaratıyor. Bu zemin üzerinden eğittikleri kişileri işbirlikçi cemaat ve tarikatlar eliyle kontra güçlere yönlendiriyor.

TC'nin Erdoğan ve AKP'yi iktidarda tutmasının asıl nedeni Kürt halkına karşı savaşta İslam dinini kullanmak istemesi olduğu şimdi çok daha iyi görülmektedir. İslam'ı ne kadar acımasızca kullandıklarını öz yönetim direnişlerinde askerlerinin göğüslerine Kur'an'dan ayetler astırmalarında da görmüştük. Yine Efrin işgaline ordusunu ve çetelerini doksan bin cami de okuttukları fethi süresiyle göndererek bunu göstermişlerdi. Demek ki Kürtlere karşı savaşan askerlerini dincilikle motive ediyorlar. Bu işe bir sürü tarikat ve cemaati de katmış bulunuyorlar. SADAT adlı kontra yetiştirme şirketi ile tarikatlar ve mafya gurupları arasında doğrudan ilişki olduğu sıkça basına da yansımaktadır. Kimi tarikatlarla Erdoğan AKP arasında, adı geçen kontra yetiştirme şirketine mürit gönderme hususunda gizli anlaşmaların olduğunu tahmin etmek zor değildir. Tarikatların ideolojik olarak eğittiklerini daha sonra SADAT askeri eğitimden geçiriyor, paralı asker olarak orduya naklediyor. Basında jöh, pöh ve diğer isimlerle duyduğumuz özel birliklerdekilerin çoğu bu türden adamlardan oluşan yeminli Kürt ve demokrasi düşmanlarıdır. Tarikatlar Kürtlerin öldürülmesi için bu adamlara fetva veriyor. Diyanet işleri başkanlığı zaten özel savaş örgütü olup tüm bu kirli ve çirkinlikleri tabanda koordine ediyor. Bildiğiniz gibi diyanet bu koordine işini rahat yapsın diye yasa çıkardılar. Devlet protokolündeki yerini değiştirdiler. Diyanetin camilerinde Kürt halkına ve mücadelesine hakaret edilmedik gün yok gibidir. Cuma hutbelerinin tümü ‘Türk mili şuurunu güçlendirme’ konseptine göre hazırlanıyor, Kürt inkarını din yoluyla anlatan metinler olarak yazılıp tüm camilere gönderiliyor. Görüldüğü gibi Türk devleti, Erdoğan ve AKP iktidarı ile birlikte Kürt inkar ve imhasını İslami kılıf altında topluma sunuyor ve meşruiyet sağlamaya çalışıyor.

Erdoğan ve AKP’lilerin İslami dil ve kavramlar kullanarak yaptıklarının İslam olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak Türk devletinin İslam'ı kullanarak yaptıklarına, Kürtler içinde ajan örgüt, tarikat, cemaat ve kişilerin yalan ajitasyonu yoluyla binlerce insan inana biliyor. Türkler içindeyse milyonlarca kişinin bu istismara inandığı hepimizin malumu. Yani Erdoğan ve AKP İslam değil demekle iş bitmiyor. Bu realite yalan ve safsatalara inanan milyonlarca zavallı insanın var olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor. AKP'nin İslami bir parti, Erdoğan'ın Osmanlı halifeliğini geri getirecek lider olduğuna inandırılanlara, ‘Kürtler ve PKK önümüzdeki tek engel’ denilerek idrakten uzak bu kesimler paralı asker yapılıp, Kürtler üzerine saldırtılıyor. Örneğin AKP içindeki Kürt kökenli Nakşilerden bazıları “yerel seçimlerde AKP kazanmazsa doğu ve güney doğu ilerinde türbanlı kimse kalmayacak” yalanını utanmadan piyasaya sürebiliyor. Peki temelinde adalet, paylaşım, ahlak, kardeşlik, selam ve selamet olan İslam nasıl oluyor da kafir (doğruların üstünü örten anlamında) zalimlerce bu kadar rahat kullanabiliyor? Barış dini İslam, hangi cesaretle bu kadar aleni bir biçimde katil yetiştiren bir dine dönüştürülebiliyor?

İşte tüm bunlar Erdoğan ve AKP propaganda makinası ve devletin din yüzü olan diyanet sayesinde gerçekleşiyor. AKP-MHP faşizmi için çalışan TVler, siteler gazeteler bir gün yayın yapmazsa yıkılır gider. Çünkü bu klik, özel savaş çetesi olduğu halde kendisini normal bir devletmiş gibi yansıtıyor. Bunun için tam bir algı oluşturma makinası devrededir. İşte bu algı oluşturma makinası, Erdoğan'ı ‘ümmetin ve İslam’ın  hizmetkarı ve mazlumların koruyucusu’ göstermeye çalışan yalan bombardımanı biçiminde çalışarak, İslami değerleri tersten gösteriyor. Erdoğan üzerinden yapılan bu propagandalara yine Erdoğan üzerinden malzeme ve dayanak yaratılıyor. Erdoğan'ın sık sık TC'nin geçmişini eleştirerek toplumdaki dini hassasiyetleri kaşıması bu özel harp yöntemi gereği gündemde tutuluyor. Örneğin Erdoğan camilerin ahır yapıldığını çok sık dillendiriyor. Ardından Erdoğan döneminde Çamlıca Tepesine ‘dünyanın sayılı camilerinden biri’ yapılıyor. Böylece camileri ahır yapan zihniyet ile Çamlıca Camii yapan zihniyet arasında mukayese yaparak toplumu ajite eden özel savaş devleti, Erdoğan ve AKP'nin ne kadar İslami olduğunu anlatılıp algı yaratıyor. Türklere bu anlatılınca Kürt ilerindeki tarihi ve kültürel cami ve dini mekanları da ‘teröristlerle mücadele’ adı altında yakıp yıkma hakkını kendinde görmeye başlıyor. Ve böylece Erdoğan'ın İslam'ı temsil ettiği algısı, Kürdistandaki camileri yakılınca meşruluk sınırları içinde dilendirilebilecek noktaya çıkarılıyor. Toplumdan bazıları, Erdoğan ve AKP ‘aya köprü yaptı’ şakasına inanacak noktaya düşürülüyor.

Erdoğan ve AKP öncesi dönemde Kemalistlerin din karşıtı oldukları, dini okulları kapattıkları, başta ordu garnizonlarında olmak üzere devletin resmi kurumlarında mescit yapmayı yasakladıkları, inananların Cuma namazına gitmelerine izin verilmediği vb... çerçevesindeki propagandalarda dikkat çeken bir diğer algı yaratma yöntemidir. Bu yolla yapılanlarla da Erdoğan ve AKP iktidarına kadarki süreç içinde Türkiye cumhuriyetinde dini her şeyin ortadan kaldırıldığı, İslam adına ne varsa AKP Erdoğan ile birlikte yaratıldığı anlatılmaya çalışılıyor. Bu ve benzer yalanlara malzeme ve dayanak olacak adımlarda hızla atılır. Örneğin tüm okullara cami yaptırılacağı gündeme getirilir. Garnizonlarda mescit ve cami yapıldığı TV ekranlarında resmi açılış törenleriyle ilan edilir. Cumayı kılmak isteyenlere resmi izin verildiği sıkça dilendirilir. Başta Erdoğan olmak üzere devlet yetkililerinin ordu ve polis güçleriyle namaz seremonileri tüm TV kanalarında günlerce işlenir. Erdoğan'ı her Cuma namazından sonra cami avlusunda karşılayacak olan bir gazeteci ordusu mutlaka hazır tutulur. Böylece devletin dine döndüğü, dindarlara özgürlük sağladığı yirmi dört saat bıkıp usanmandan tekrarlanır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu tür politik taktikler işin siyasi ve iktidar ayağını teşkil ediyor. Kemalistlerin kimi kaba yaklaşımlarının saf ve apolitik insanlarda yol açtığı ön yargı halkın devlete güvenini kırdığı için Erdoğan ve AKP'ye mal edilen bu ‘yeni özgürlükçü gelişmeler’ ile toplum Erdoğan AKP üzerinden devlete bağlanmaya çalışılır. Halkın devlete inancı geliştirilir. Devlete inandırılan kitle, Kürtçe konuştu diye Kürtleri katleden milliyetçiler olarak ortalıkta dolaşmaya başlıyor.

Halk üzerinde etki yaratmaya çalışan bu özel savaş politikalarının bir de toplumsal kesimlerle günlük ilişkileri üzerinden kurulan biçimi vardır. Bunu da diyanet ve koordine ettiği cemaatler eliyle yapmaktalar. İslam bu alanda ise daha çok devletin yaptığı vahşetlerin üstünü örtecek ahlaki kılıf olarak kullanılmaya çalışılır. İşin  bu tarafında topluma sürekli ahlaki değerler hatırlatmak esastır. İyiliklerin doğruluğu üzerinden devletin İslamlığı  algılatılmaya çalışılır. İkincisi diyanetin ve devlete çalışan cemaatlerin ve tarikatların, ne kadar ‘doğru, iyi, ahlaki ve vicdani’ oldukları, inançların ve halkların kardeşliğini istedikleri ve toplumu bu erdemlerle eğitmek amacında olduklarını, kendilerinden korkmamaları gerektiği anlatılmaya çalışılır. Burada da hedef kesim Kürtler ve Alevilerdir.

Bu işin nasıl yapıldığını gösteren o kadar çok örnek var ki, fakat biz burada son günlerdeki örneği ele alarak bu işin nasıl ayarlandığını ve yapıldığını anlatalım. Bir süre önce Türk diyanet başkanı Ali Erbaş, sigaranın kötülüklerini anlatarak diyanet memurlarının sigara içenlerini kutsal topraklara göndermeyeceğiz dedikten sonra, ‘ben Arafat’ta izmarit gördüğümde sanki kalbime bir hançer saplanıyor gibi oluyorum’ dedi. Bu konuşmayı TV’ler tüm haber saatlerinde verdi. Ertesi gün gazeteler birinci sayfada yazdı. Evet bir sigara izmaritini  atılmaması gerektiği yerde olmasını kalbine saplanmış hançer olarak gören Ali Erbaş’tır. Bilmeyenler, düşünme gereği duymayanlar, saf ve temiz insanlar, çevreci ve Yeşilaycılar için yine kimi modernistler için ne kadar değerli, güzel bir yaklaşım ve tutum!

Peki Kürdistan topraklarının cennet köşesi Efrin’i, Suriye savaşı boyunca tek barış adası olan bu bereketli Kürt topraklarını Fethi süresini doksan bin camide okutarak katılan da bu adam değil miydi? Evet. İşte İslam'ı özel savaş tarzında kullanmak tam olarak budur. Sigara izmaritini kalbinde hançer gören birinin başka bir ülkeyi ve başka bir halkın toprağını Kur'an ayetleri ile işgale fetva verme paradoksu. Böyle biri münafıktır. Bir gerçeğin üstünü örtüğü için de kafirdir. Atılmaması gereken yerdeki izmariti kalbine saplanmış hançer sayan adam,  doksan bin camide salâlar okutarak insan öldürmeye toprak işgal etmeye asker gönderince İslami görevini mi yapmış oluyor? İslam böyle bir dinse Hz. Muhammet ve sahabileri hangi dine inanıyordu acaba?

Ali Erbaş’ın sigara çıkışını tüm TVler haber olarak ilk sırada yer verdi. Sonraki gün tüm Türk gazeteleri birinci sayfalarında yazdı. Çünkü bu konuşmanın bir amacı vardır. Bu amaç yukarıda anlatmaya çalıştığımız devletin vahşetini, Erdoğan gibi katillerin zalimliğini örtmektir. Çünkü sigara içmeme, kutsal mekanlara izmarit atmama tüm toplumlarda kabul gören hoş bir davranıştır. Bunu diyanet başkanının ağzından vererek, ona toplumda itibar kazandırılmak amaçlanır. Bu itibar devletin yaptığı ve yapacağı  vahşetin her türlüsünü ayet ve hadislerle halka ‘gerekli ve yararlı olduğu için’ tarzda anlatıp inandırmasının hizmetine sokulur. Toplumda itibarı olanları sözlerine inanılır. Dini kelime ve kavramları Arapça söyleyerek o yapılan haksızlıkların üstünü bu itibarı kullanarak örtmesi sağlanır. İşte din ve özel savaş buluşması bu gibi yol ve yöntemlerle yapılır.

AKP Erdoğan döneminde hep bu taktik uygulandığı içindir ki bugün kendisini Müslüman olarak tanımlayan Türkler içinde Kürtlerin maruz kaldığı haksızlıkları görecek ve hissederek paylaşacak insan sayısı belki de yüzleri geçmez. AKP-MHP faşist rejimi gerçeğini dinle örtüğü içindir ki Kürtler, ayetlerden seçilmiş sloganlar eşliğinde öldürülür. Kürtlerin Filistinlilerden farkı da belki de budur. Kürtler milliyetçi Yahudilerce değil, beş vakit namaz kılan, ‘biz Kur'an’la büyüdük, yaratılanı yaratandan ötürü severiz’ diyenler öldürüyor.

Arapçadaki ‘kafir’in Türkçe kelime karşılığı, örten’dir. Bu anlamda Erdoğan ve onun diyaneti müthiş birer ‘kafir’ oluyor. Hem de ‘kafir’e ahlaki tanım getirmiş İslam'ı kullanarak.


www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş
Ulaş Arslan
VARLIĞI KORUMAK!

ARAMA