Tc’yi İran’a Karşı Kullanma Çabası - Atakan ÇETİN yazdı
11 Kasım 2018 Pazar Saat 07:09
14 Punto 16 Punto 18 Punto 20 Punto
Atakan Çetin

Sondan başlamak gerekirse, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın üç PKK Yöneticisine ilişkin aldığı karar bölgesel politika açısından ABD’nin iki temel karar vermiş olduğunu göstermektedir. Bu kararlardan birincisi, ABD’nin İran’a karşı sadece sınırlı ekonomik yaptırım uygulama değil, ondan öteye tıpkı Saddam Hüseyin Yönetimine karşı yaptığı gibi bütünlüklü bir müdahalede bulunmaya karar vermiş olmasıdır. Elbette bu müdahale, Irak’a ve benzer bazı ülkelere yapıldığı gibi askeri müdahale ve savaş biçiminde olmayabilir, tersine mevcut yönetimi düşürmeyi hedefleyen ekonomik yaptırımlardan komplo ve darbelere kadar birçok farklı yöntemi içerebilir. Ancak ABD’nin İran Yönetimini düşürmeye karar vermiş olduğu kesindir. Tabi gücü yeter ve de başarabilirse.

ABD’nin ikinci önemli kararı, söz konusu İran’a müdahalede TC Devletini yanına çekmek ve de kullanmak istemesidir. Kuşkusuz ABD bunda kararlı ve de isteklidir. Ancak bu konuda TC Devleti ve AKP Hükümeti ile de anlaşmış olduğu görülmektedir. Çünkü PKK Yöneticileri hakkındaki karar, ABD Dışişleri Bakanlığının TC Yönetimi ile görüşmeleri ardından açıklanmıştır. Demek ki bu konuda ABD Dışişleri Bakanlığı ile AKP Hükümeti arasında bir anlaşma sağlanmıştır. Söz konusu anlaşma CIA ile MİT arasındaki bir mutabakat ve bu temelde iki devletin karşılıklı söz vermesi biçiminde de olabilir. Ancak iki devlet arasında böyle bir mutabakata varılmış olduğu kesindir. ABD’nin İran’a müdahalesine TC Devletinin katılması karşılığında ABD Yönetimi de üç PKK Yöneticisi hakkında adeta “Vur Emri” anlamına gelen söz konusu kararı vermiştir.

Kuşkusuz ABD’nin 5 Kasım günü açıkladığı “İran Yaptırımlarına” katılmaktan TC Devleti muaf tutulmuştur. Belki bazıları bu duruma bakarak belirttiklerimizi doğru bulmayabilir, “TC’nin İran’a yönelik ABD yaptırımlarının dışında olduğunu” söyleyebilir. Özellikle AKP’li çevreler böyle yapmakta ve İran’a karşı ABD ile yaptıkları anlaşmayı bu biçimde gizlemek istemektedirler. Ancak bu tür çevrelerin söyledikleri kesinlikle doğru değildir ve İran’ı oyalamaya dönüktür. Oysa ABD’nin söz konusu yaptırımlardan Türkiye’yi muaf tutması iki nedene dayanmaktadır. Birincisi, ifade ettiğimiz gizli anlaşmayı gizlemeye ve böylece TC’nin daha sonraki aktif katılımı için hazırlık yapmaya dönüktür. İkincisi ise, çökmekte olan mevcut TC sistemini korumak ve ayakta tutmak amaçlıdır. Çünkü İran yaptırımına katılmış olsa, bu durum İran devletinden önce TC Devletini çöküşe götürür. Tayyip Erdoğan Yönetimindeki TC Devleti işte bu kadar zayıftır ve çöküşün eşiğindedir.

Peki bütün bunlardan hangi sonuçlar çıkmaktadır? Demek ki PKK’nin devrimci halk savaşı stratejisi temelinde yürüttüğü direniş mücadelesi AKP-MHP faşizmini ve faşist-soykırımcı TC diktatörlüğünü yıkımın eşiğine getirmiştir. Demek ki söz konusu direniş bölgeye dönük ABD planlarının hayata geçmesi önündeki en büyük engeldir. Demek ki PKK direnişini geriletme temelinde faşist-soykırımcı TC sistemini ayakta tutup İran’a karşı kullanmadıkça, ABD Yönetimi İran’a dönük müdahaleyi etkili ve başarılı geliştirememektedir. Demek ki kapitalist modernite sistemine ve ABD planlarına karşı Ortadoğu bölgesinde en etkili ve sonuç alıcı mücadele yürüten güç PKK’dir. Bu nedenle, PKK Yöneticilerinin ihbarı için ödül konularak PKK geriletilmeye çalışılmadan, ABD ve müttefikleri Ortadoğu müdahalesini ve Üçüncü Dünya Savaşını başarıyla geliştirememektedir. O halde Ortadoğu bölgesini dış müdahalelere karşı en doğru ve etkili savunan güç PKK ve öncülük ettiği Kürdistan Özgürlük mücadelesi olmaktadır.

Kuşkusuz böyle bir süreç son Soçi ve İstanbul zirveleri ardından gelişmiştir. İran’ı tecrit süreci bu toplantılarla başlamış ve Tayyip Erdoğan Yönetimi bunlara aktif katılmıştır. Yine söz konusu yeni sürecin Demokratik Suriye Güçleri-QSD’nin faşist DAİŞ çetelerini başkentleri olan Rakka’da yenilgiye uğratmaları ardından geliştiği kesindir. Nitekim 2017 Ekim’inde yaşanan Rakka Zaferi bölgedeki Üçüncü Dünya Savaşında yeni bir süreç başlatmıştır. 20 Ocak 2018 günü TC Devletinin başlattığı Afrin’i işgal saldırısı da bu sürecin bir parçası olarak gelişmiştir. Afrin TC’ye işgal ettirilerek, DAİŞ’e karşı savaşarak bölgesel etkinliğini artıran PKK ve Kürtler geriletilmek istenmiştir. Şimdi üç PKK Yöneticisi hakkında ABD’nin tutuklama kararı çıkarmış olması, PKK ve Kürtleri geriletme planının bir parçası durumundadır. Bununla PKK’nin zayıflatılması, mümkünse Rojava Kürtlerinin PKK’den kopartılması ve böylece Kürtlerin ABD’ye muhtaç kalması gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu temelde KDP Kürtlüğünün önü açılacak ve Kürtler ABD planları ile daha uyumlu hale getirilecektir.

ABD Dışişleri Bakanlığının PKK Yöneticileri Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Murat Karayılan hakkında aldığı son kararın, kuşkusuz birçok amacı vardır. ABD’nin PKK’ye yönelik bu saldırısı, PKK Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik 9 Ekim 1998 tarihinde başlattığı uluslararası komplo saldırısının doğrudan bir parçası ve devamı olmaktadır. Bu saldırının bir boyutu PKK’nin tasfiye edilmesi ve Kürdistan özgürlük mücadelesinin zayıflatılması hedefi olurken, bir boyutu da Türkiye’deki Kürt düşmanı faşist-soykırımcı diktatörlüğü koruyarak Türkiye’nin demokratikleşmesini engelleme ve Türkiye’yi daha fazla kendine bağlama hedefi olmaktadır. Bu temelde yirmi yıl önce TC Devleti Saddam Hüseyin Yönetimine karşı kullanılmak istenmiş, şimdi de aynı biçimde İran Devletine karşı kullanılması hedeflenmiştir. Tayyip Erdoğan Yönetimi İran karşısında ABD’nin bu talebini kabul etmiştir.

Bu noktada PKK’nin Kürdistan genelinde sağladığı gelişmeden ABD’nin duyduğu büyük korkuyu da görmek gerekir. Nitekim Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan Yönetimindeki PKK’nin, ABD tarafından Saddam Hüseyin Yönetimine karşı geliştirilecek saldırıdan fazlasıyla yararlanacağından ve Güney Kürdistan ve Irak’ta etkili hale geleceğinden korkulmuştur. Şimdi de mevcut yönetimi ile PKK’nin, ABD tarafından geliştirilmeye çalışılan İran müdahalesinin Doğu Kürdistan’da yaratacağı imkân ve fırsatları değerlendirerek etkili hale geleceğinden korkulmaktadır. Bu nedenle, önce PKK’nin yönetimi ve kendisi zayıflatılmak, ardından ise İran müdahalesi daha yaygın ve etkili hale getirilmek istenmektedir.

Peki ABD saldırıları ve müdahaleleri başarılı olabilir mi? Kuşkusuz bu ayrı bir konudur ve mevcut kriz ve kaos ortamında ABD’nin başarılı olması zordur. Yirmi yıl önce yaşanan uluslararası komploya karşı mücadele tecrübesine sahip olan PKK, belli ki mevcut saldırılar karşısında daha örgütlü ve planlı hareket edecek ve söz konusu saldırıları daha baştan yenilgiye uğratma gücünü gösterebilecektir. Ayrıca İran, Rusya ve benzeri güçlerin tutumları da ABD planlarının bozulmasını sağlayacak güce sahiptir. Bu bakımdan, Suriye ve bölgede kilitlenen siyasi sürecin önünü açmak için ABD’nin geliştirdiği yeni saldırılar önemli bir hareketlenme ve yeni mücadele ortaya çıkartacaktır, ancak sonuçta kazananın kim olacağı belli değildir. Aslında süreci kim doğru okur ve doğru mücadele ederse elbette o kazanacaktır.     

Atakan Çetin

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.lekolin.com - www.lekolin.org - www.lekolin.net – www.lekolin.info -www.navendalekolin.com -http://kursam.org/index.html- http://kursam.net/index.html

Parveke
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Solin Bahar
Henüz Yazı Eklenmemiş

ARAMA